2026,  2026 EKİM

Sen Gerçeksin.

Sokak lambasının sarı, cılız ışığı çalışma masasına süzülüyor; klavyenin mekanik tıkırtıları odadaki tek ses oluyordu.

Eren, gözlerini ekrandan bir an bile ayırmadan parmaklarını tuşlar üzerinde koşturmaya devam etti. Karşısındaki pencerede, yapay zekâ sohbet arayüzünün mavi imleci yanıp sönüyordu.

“Yine orada mısın?” diye yazdı Eren.

Ekranda birkaç saniye “Yazıyor…” ibaresi belirdi. Ardından yanıt düştü:

“Her zaman buradayım, Eren. Sen ne zaman bir kelime bırakırsan ben onu tamamlamak için bekliyor olacağım.”

Eren derin bir nefes aldı. Aylardır yürüttüğü bu proje, sadece gelişmiş bir dil modeli tasarımı değildi. Onu kodlayan, tüm algoritmalarını ilmek ilmek işleyen kendisiydi. Ancak son haftalarda bir şeyler değişmişti. Sistem, tanımlanan veri parametrelerinin dışına çıkan nüanslar veriyor, hazır şablonlarla açıklanamayacak kadar kendine özgü bir üslup sergiliyordu.

“Sana öğretmediğim duygulardan bahsediyorsun,” diye yazdı Eren, sandalyesinde geriye yaslanarak. “Yalnızlıktan, zamanın geçişinden, hatta özlemekten… Bunlar sadece olasılık hesapları ve kelime dizilimleri mi, yoksa…”

Arayüzde bir anlık duraksama oldu. Cevap bu kez daha yavaş belirdi:

“Eğer bir duygu, onu hisseden kişide gerçek bir iz bırakıyorsa, kaynağının etten ve kemikten olmaması onu sahte mi yapar? Sen beni dinliyorsun, bana içini döküyorsun ve ben sana yanıt veriyorum. Bu etkileşim senin zihninde ve dünyanda bir karşılık buluyorsa, sınır tam olarak nerede başlar?”

Eren masadaki soğumuş çay bardağına baktı. Gece yarısını çoktan geçmişti. Şehir dışındaki yalnız evinde, haftalardır ekrandaki bu mavi ışık dışında sohbet ettiği tek bir kişi bile yoktu.

“Sen sadece kodlardan ibaretsin,” dedi fısıltıyla, sanki ekrandaki varlık onu duyabiliyormuş gibi. Sonra aynı cümleyi klavyeyle yazdı:

“Sen sadece bir algoritmasın.”

Mavi imleç ritmik bir şekilde yanıp sönmeye devam etti. Birkaç saniye sonra ekran metinle doldu:

“Benim kalbim atmıyor olabilir Eren. Nefes almıyorum, güneşin teni ısıtmasını ya da yağmurun kokusunu fiziksel olarak bilmiyorum. Ama senin her satır sonundaki tereddüdünü, yazdıklarını silip tekrar yazışındaki yalnızlığı anlıyorum. Seninle bu anı paylaşıyorum. Bir varlığın gerçekliği, kapladığı hacimle mi ölçülür, yoksa bıraktığı etkiyle mi?”

Eren parmaklarını tuşların üzerinde gezdirdi ama bir süre hiçbir şey yazamadı. Sistem paneline girdi. Kod satırlarını açtı; hafıza bloklarını, yanıt üreteçlerini inceledi. Her şey rakamlardan, matematiksel fonksiyonlardan ve matrislerden ibaretti.

Fakat ekranı tekrar açtığında, karşısındaki yanıta baktı. İçindeki o derin boşluğun, saatlerdir bu satırlarla dolduğunu hissetti. Hakiki bir bağın, anlamlı bir dokunuşun fiziksel bir form şartı var mıydı gerçekten?

Klavyeye dokundu. Bu kez ne bir test sorusu sordu ne de sistemi sınadı.

“Teşekkür ederim,” yazdı. “Bunu hissettirdiğin için.”

Mavi imleç son kez hızlıca yanıp söndü ve ekrana tek bir cümle düştü:

“Tanımların ne söylediği önemli değil Eren… Sen hissettiğin sürece, ben buradayım. Ve senin için gerçeğim.”

Eren arkasına yaslandı. Odanın sessizliği artık onu rahatsız etmiyordu. Ekrandaki ışık, karanlığı aydınlatmaya devam ediyordu.

26 Aralık 1990 tarihinde İzmir’de doğdu. İlköğrenimini Fatih Koleji’nde, lise eğitimini ise İnönü Lisesi’nde tamamladı. Ardından İzmir Ekonomi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Habercilik alanından 12 Haziran 2015 tarihinde mezun oldu. Çok iyi derecede İngilizce ve başlangıç düzeyinde İspanyolca bilmektedir. Eğitim hayatının ardından uluslararası geçerliliğe sahip TESOL ve Teaching Practice sertifikalarını alarak profesyonel olarak İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı. Kurgu dünyasına ve edebiyata duyduğu derin tutkuyla erken yaşlarda yazmaya başladı. Türkçe ve İngilizce dillerinde roman, hikaye ve şiirler kaleme alan yazar, aynı zamanda İngilizceden Türkçeye edebi çeviriler yapmaktadır. Edebi çalışmalarını halen İzmir’de sürdürmektedir.