Boş Bardağın Buğusu.
Sabahın ilk ışıkları, çatı katındaki tek pencereden içeri sızdığında odanın soğuğu insanın kemiklerine kadar işliyordu. Rıza Amca, nasırlı ellerini ovuşturarak yataktan kalktı. Eskimiş hırkasını omuzlarına attı, mutfak sayılan küçük tezgâha doğru yürüdü. Çaydanlığı ocağa koydu ama yakmadı; tüpün bitmek üzere olduğunu, son demleri en zor anlara saklaması gerektiğini biliyordu.
Masada üç gün öncesinden kalma bayat ekmeğin son dilimi duruyordu. Tezgahtaki reçel kavanozunun dibini bıçağın ucuyla iyice kazıdı, ekmeğin üzerine incecik sürdü. Her lokmayı iyice çiğneyerek yiyordu; çünkü açlığını değil, zamanı bastırmaktı amacı.
Pencereden dışarı baktı. Sokaktaki fırından taze ekmek kokuları yükseliyor, insanlar elinde sıcacık torbalarla aceleyle işlerine koşturuyordu. Rıza Amca için ise zaman bambaşka akıyordu. Fakirlik, sadece cebinde paran olmaması değildi; fakirlik, dünyanın hızına yetişememek, herkesin coşkuyla katıldığı bir şölenden kenara itilip izlemekle yetinmekti.
Ceketini giyip sokağa çıktı. Yağmur hafif hafif çiseliyordu. Şehrin işlek caddelerindeki mağazaların vitrinlerine bakmadan, adımlarını kentin arka sokaklarına, eskicilerin ve pazar artıklarının toplandığı yere doğru kırdı. Pazarcıların arkalarında bıraktığı biraz ezilmiş ama hâlâ yenilebilir durumdaki sebzeleri toplamak utandırmıyordu artık onu. Utanç, ilk yıllarda geride kalmış; yerini hayatta kalmanın o yalın, sessiz kabullenişine bırakmıştı.
Akşama doğru elindeki fileyle küçük odasına döndü. Çorba için ayırdığı birkaç patatesi ve soğanı tezgâha koydu. Mumu yaktı—elektrik faturasını ödeyemediği için şalter iki gün önce indirilmişti.
Ocağın altını kısıkça açtı, tencere kaynamaya başladığında çıkan buğuyu izledi. Cebinden çıkardığı bozuk paraları masaya dizdi. Toplamı, yarınki ekmek parasına bile yetmiyordu. Yine de derin bir nefes aldı. Muma baktı, sonra ellerine…
Fakirlik onun bedenini bükmüştü belki ama gururunu teslim alamamıştı. Çorbadan ilk kaşığı alırken, buğulu pencerenin arkasındaki karanlık şehre gülümsedi. Çünkü biliyordu; hayat ne kadar sert olursa olsun, insanın içinde sönmeyen bir onur varsa, en karanlık gece bile tam bir yenilgi sayılmazdı.


