Unutma Cezası.
Ağ ağaçların yerini yükselen filtre kulelerinin aldığı, oksijenin yurttaşlık puanına göre gramla dağıtıldığı 2140 İstanbul’unda hava, çürümüş bakır kokuyordu.
Sarp, Kadıköy harabelerinin altındaki Nemli Bölge’de yer alan Solunum İdaresi’nin önündeki kuyrukta saatlerdir bekliyordu. Boynundaki dijital sayaç fısıltıyla ötüp duruyordu: kalan saf oksijen süresi: 01 saat 14 dakika.
Yasa basitti: Şehre katkı sağlamayan, verim üretmeyen, geçmişin hüzünlü hatıralarına takılıp kalan her kimse, akciğer filtrelerinin günlük dozajı kesilirdi. Sistemin adı Aramis’ti; şehirdeki her gözü, her nabzı ve en tehlikelisi, her nöron aktivitesini takip eden devasa yapay zekâ ağı.
“Sıradaki: Yurttaş 882-Sarp,” dedi gişedeki sentetik ses.
Sarp cama yaklaştı. Göğsündeki rozeti tarayıcıya okuttu. Ekranda kırmızı renkli devasa bir uyarı belirdi: ZİHNİ APATİ DETEKTED.
“Puanınız düşmüş,” dedi gişe görevlisi, yüzünde plastik bir tebessümle. “Son 48 saattir sistem, zihninizde rezonans dışı duygusal dalgalanmalar tespit ediyor. Eski dünyaya ait bir nostalji… Bir koku, bir ses veya bir isim hatırlamaya çalışıyorsunuz. Biliyorsunuz, verimsiz hatıralar oksijen kaybıdır.”
Sarp yutkundu. Sol elinin başparmağını avucunun içine gizlice bastırdı. Orada, deri altına gizlenmiş minik bir ameliyat izi vardı. Çocukluğuna, deniz kokusuna, martı seslerine ve babasının sesine dair kalan son belirsiz kırıntı.
“Sadece… biraz yorgunum,” dedi Sarp, sesinin titrememesine gayret ederek.
“Aramis yorulmaz, Yurttaş. Ve Aramis’in parçaları da yorulma hakkına sahip değildir,” dedi görevli. Önündeki dokunmatik panele bastı. “Oksijen kotanız %40 düşürülmüştür. Ayrıca zihninizdeki bu pürüzün temizlenmesi için bu akşam ‘Hafıza Dengeleme Programı’na sevk edildiniz.”
Sarp panikle geriledi. Dengeleme, hatırlama yetisinin tamamen silinmesi, insanın sadece nefes alan ve çalışan bir otomata dönüştürülmesi demekti.
Sokağa çıktığında asit yağmuru atıştırmaya başlamıştı. Gri gökdelenlerin üzerindeki dev neon ekranlarda aynı slogan tekrarlanıyordu: HUZUR, UNUTMAKTADIR. UNUTMAK, YAŞAMAKDIR.
Sarp kalabalığa karıştı. Boynundaki sayacın kırmızısı hızla yanıp sönüyordu. İnsanlar, yüzlerinde maskeler, gözlerinde boş bakışlarla yanından geçip gidiyor; kimse kimsenin gözüne bakmıyordu. Biri durursa, biri hatırlarsa, tüm sistem çökerdi.
Arka sokaklardan birine sapıp eski bir beton bloğun gölgesinde durdu. Boynundaki sayaca baktı: 28 dakika.
Cebinden paslı bir çivi çıkardı. Bileğindeki deriyi çizerek, unutmamak için tek bir kelime kazımaya başladı. Kan, gri betonun üzerine damlarken yukarıdaki güvenlik kamerası yavaşça Sarp’a döndü. Mavi ışığı kırmızıya çevrildi.
Sarp gülümsedi. Oksijeni tükeniyordu, ama hayatında ilk kez, sistemin ona vermediği bir şeyi kendi zihninde saklayarak ölüyordu: Özgürlüğü.


