2026,  2026 EKİM

Fas’ta Sosyal Kriz ve Neoliberalleşme Dalgasının Anatomisi

Giriş ve Çerçeve: Modernleşme Sürecinde Daralan Tolerans ve Devletin Ontolojik Krizi

Küresel Güney (Global South) ülkeleri, yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren ivme kazanan neoliberalleşme dalgası ve küresel ekonomik entegrasyon süreçleriyle birlikte derin yapısal dönüşümler geçirmektedir. Bu dönüşümlerin en belirgin yaşandığı Kuzey Afrika ülkelerinden biri olan Fas, son yıllarda bir yandan makroekonomik büyüme ve devasa altyapı projeleriyle öne çıkarken, diğer yandan mikro düzeyde yaşanan sosyal krizler ve bölgesel eşitsizliklerle boğuşmaktadır. 2025 yılının Eylül ayında patlak veren ve haftalarca süren sokak protestoları, ülkenin içinden geçtiği bu ikili yapının sosyolojik bir dışavurumudur. 27 Eylül 2025 tarihinden itibaren dalga dalga yayılan bu protestolar, klasik siyasi parti muhalefetinden ziyade, tamamen yeni bir toplumsal aktör olan Z kuşağının (Generation Z) sahneye çıkışını temsil etmektedir.

Neden diyecek olursanız, bardağı taşıran somut bir vaka var: Fas’ın güneyindeki Agadir kentinde bir anne, doğum sırasında yaşanan komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetti. Üstelik aynı bölge hastanesinde son birkaç ay içinde benzer şekilde birden fazla annenin doğum esnasında öldüğü iddiaları gündeme geldi.

Bunun üzerine gençler; kamu sağlığına bütçe ayrılmadığını, halkın niteliksiz kamu hizmetlerine mahkûm edildiğini ve hastanelerin hijyenden uzak, yetersiz olduğunu söyleyerek insanları meydanlara döktü. Agadir merkezli başlayan kıvılcım; Kazablanka, Rabat ve pek çok kente yayıldı. 400’den fazla kişi gözaltına alındı, 3 kişi hayatını kaybetti, 30’u aşkın polis yaralandı ve kamu binaları hedef alındı. Ülke ciddi bir siyasi çalkantının içine sürüklendi.

Burada temel şikâyet hastanelerin fiziki koşulları, personel açığı ve sağlığa yeterince kaynak aktarılmamasıydı.

Şimdi burada durup verilere bakmamız gerekiyor.

Elimizde Healthy Newborn Network Fas Raporu ve Dünya Bankası Anne Sağlığı Göstergeleri verileri var. Tıpta ve kalkınma literatüründe anne ölüm oranı, her 100.000 canlı doğumda hayatını kaybeden anne sayısı (MMR) üzerinden ölçülür:

  • 1990’larda bu rakam 100.000 canlı doğumda 317 seviyesindeydi (Kaynak).
  • 2000 yılına geldiğimizde oran 244 bandındaydı (Kaynak).
  • 2013-2015 döneminde yürütülen hızlandırma programlarıyla 106‘ya geriledi.
  • 2020’de 72‘ye, güncel 2023 verilerinde ise yaklaşık 70 seviyesine kadar düşürüldü (Kaynak).

Yani 2000 yılından bu yana anne ölümlerinde %70’in üzerinde bir azalma söz konusu. Nereden bakarsanız bakın, makro istatistiklerde doğum esnasında kadınların ölüm oranının sistematik biçimde gerilediği somut bir başarı hikâyesi var.

Ama tam bu noktada şu can alıcı soruyu sormamız gerekiyor: Eğer veriler bu kadar olumluysa, insanlar neden sokaklara dökülüyor? Ortada bir istatistiksel çelişki mi var, yoksa tablonun görünmeyen yüzüne mi odaklanmalıyız?

Burada meselenin yalnızca anne ölüm oranlarından ibaret olmadığını görmek zorundayız.

Bölgesel Kutuplaşma: “İki Fas” Gerçeği

Makro istatistikler ulusal bir ortalamadır; sahadaki sosyoekonomik dağılım ise bölgesel olarak parçalıdır. Fas son yıllarda yabancı yatırımlar çeken, hızlı büyüyen bir ülke. Başkent Rabat, Kazablanka, Tanca gibi metropolleri gezenler Fas’taki kentsel dönüşümü ve hızlı inşaat hamlesini sıklıkla 2000’lerin başındaki Türkiye’ye benzetir. Bir yanda modern otoyollar, hızlı tren hatları ve parlayan iş merkezleri var.

Ancak Fas yapısal olarak ikiye ayrılır: Kuzey ve Güney (veya Merkez ile Çevre).

Akdeniz’e ve Avrupa’ya komşu olan Kuzey Fas sanayileşmiş, lojistik imkânları yüksek ve müreffeh bir hat oluşturur. Güney ise Marakeş gibi turizm merkezleri istisna tutulursa, Sahra çölü ve Atlas Dağları hattına doğru gidildikçe kırsal, tarıma dayalı ve kamu hizmetlerinden yoksun kalmış bir coğrafyadır. Olayların patlak verdiği Agadir tam da bu geçiş kuşağında yer alıyor.

Sağlık hizmetlerinde ulusal düzeydeki iyileşme her kente eşit yansımıyor. Rabat’ta ya da Kazablanka’daki bir üniversite hastanesinin sunduğu imkânlarla, Agadir’deki veya kırsaldaki bölge hastanelerinin fiziki durumu ve hekim sayısı arasında derin bir uçurum var (Kaynak).

Kuşak Kırılması ve Azalan Tolerans Eşiği

Meselenin ikinci ve belki de en kritik boyutu şudur: Toplum modernleştikçe ve imkânları tanıdıkça, kamu hizmetlerindeki aksaklıklara ve komplikasyonlara olan toleransı radikal biçimde azalır.

Z kuşağının bugün sokakta olmasının temel sosyolojik sebebi budur. Türkiye’de de benzer bir dinamik görüyoruz: Bugün bir devlet hastanesinde yanlış teşhis aldığınızda veya sıra bulamadığınızda, yaşlı bir amca size “Olsun yeğenim, bizim zamanımızda doktor mu vardı, ilaç kuyruğunda beklerdik” diyebilir. Çünkü onun referans noktası yokluk dönemidir.

Fakat 2000 sonrasında doğan bir gencin toplumsal hafızasında bu yokluk referansı mevcut değildir. O genç şu bilinçle yetişir: “Devlet bana kusursuz hizmet sunmak için var. 21. yüzyılda teknoloji ve tıp bu kadar gelişmişken, bir anne basit bir doğum komplikasyonundan nasıl ölür? Ben neden yetersizliğe şükredeyim?”

Artık kamunun “hata yapma lüksü” olmadığı kabul ediliyor. Bu yüzden önlenebilir tek bir anne ölümü dahi yeni kuşak için affedilemez bir skandal ve sokak gerekçesi haline geliyor.

Burada iki tarihsel kırılmayı hatırlamak gerekir. Kuşak tanımlamalarına mesafeli yaklaşsak bile, dünya tarihindeki büyük dönüşümler toplumsal psikolojiyi doğrudan şekillendirir:

  1. İkinci Dünya Savaşı Sonrası (Baby Boomers): Savaştan çıkan ve refah devletiyle büyüyen, sosyal güvenlik talebi yüksek bir kuşak yarattı.
  2. Soğuk Savaş Sonrası (1990’lar ve 2000’lerin Başı): Küresel ölçekte neoliberal politikaların, Batı tipi tüketim kalıplarının ve serbest piyasa sermayesinin tüm Küresel Güney’e yayıldığı bir dönemdi. 2008 krizine kadar süren bu görece likidite ve büyüme ikliminde doğan nesiller, liberal söylemin “Devlet vatandaşına hizmet etmekle yükümlü bir aygıttır” vaadiyle büyüdü.

Dijital Eşzamanlılık ve Küresel Kıyaslama

İran örneği bu mekanizmayı çok net özetler: İran’da Instagram veya Twitter resmî olarak yasak olsa da toplumun neredeyse tamamı VPN kullanıyor; sansür fiilen işlemiyor. Gençler dünyaya doğrudan bağlanıyor ve şunu söylüyor: “Biz yaşıtlarımızın dünyada nasıl yaşadığını görüyoruz.”

İran’dan bakıldığında Türkiye; geliriyle, tüketim çeşitliliğiyle ve görece özgürlük alanıyla umut vadeden bir merkez gibi algılanabiliyor. Türkiye’deki bir genç ise kendi standartlarını Almanya veya İsviçre ile kıyaslayıp derin bir tatminsizlik yaşıyor. İster Fas’ta olsun, ister Kenya’da, ister Madagaskar’da; bugünün genci tek bir tıkla akranının Avrupa’da nasıl okuduğunu, nasıl sağlık hizmeti aldığını, devletinden nasıl saygı gördüğünü anbean izliyor.

60’larda, 70’lerde doğan insanlar kendilerini sadece yakın çevreleriyle kıyaslayabilirdi. Şimdiki gençlik ise küresel bir kıyaslama içerisinde: “Ben bu hayatı hak etmiyorum, daha iyisi mümkün ve sorumlular hesap vermeli” diyor. Dijital ağlar üzerinden hızla organize olup Kenya’da vergi protestolarına, Nepal’de yolsuzluk karşıtı gösterilere, Fas’ta ise sağlık isyanına dönüşüyor.

Bütçedeki Çelişki: Sağlık Harcamaları Neden Yetersiz?

İstatistiksel başarıya rağmen Fas’ın sağlık sisteminin yapısal kırılganlığını kanıtlayan iki temel gösterge var:

  1. Kamu Sağlık Harcamalarının GSYH’ye Oranı: Fas’ta kamu sağlık harcamaları milli gelirin yaklaşık %2 – %2.5‘i bandında sıkışıp kalmıştır. Bu oran, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) sürdürülebilir bir kamu sağlığı için tavsiye ettiği asgari %5 eşiğinin yarısına bile ulaşamamaktadır.
  2. Abuja Deklarasyonu Taahhüdü (2001): Afrika Birliği ülkeleri 2001 yılında Nijerya’nın başkenti Abuja’da toplanarak tarihi bir taahhüde imza atmıştır: Hükümetler yıllık bütçelerinin en az %15’ini sağlık sektörüne tahsis edecektir. Fas’ın bütçesinde sağlığa ayrılan pay ise günümüzde yaklaşık %6.5 – %7 seviyesindedir. Yani bizzat altına imza atılan uluslararası taahhüdün yarısına bile ulaşılamamıştır (Kaynak).

Eğitimdeki Kriz ve Kronik Okuryazarlık Açığı

Kriz sadece sağlıkla sınırlı değil; eğitim alanında da ciddi yapısal sorunlar söz konusu. EPDC Ulusal Eğitim Profili ve Dünya Bankası Göstergeleri incelendiğinde 2020’li yıllar için kabul edilmesi güç bir tablo ortaya çıkıyor:

  • 15-24 yaş arası genç nüfusta okuma-yazma bilmeyenlerin oranı yaklaşık %23 seviyesinde.
  • Cinsiyet kırılımına baktığımızda: Genç kadınların %32‘si, genç erkeklerin ise %14‘ü okuma-yazma bilmiyor (Kaynak).
  • 15 yaş üstü yetişkin nüfusa geçildiğinde ise kadınlarda okuma-yazma bilmeme oranı %46.6‘ya (okuryazarlık yalnızca %53.4) çıkıyor (Kaynak).

Bir yanda yapay zekâ ve dijitalleşmenin konuşulduğu çağda, diğer yanda genç kadınlarının üçte birinin temel okuma yazmadan mahrum kaldığı bir tablo devletin temel sosyal fonksiyonlarını yerine getiremediğini tescilliyor.

Kuraklık, Gıda Güvenliği ve Sosyal Çöküş

Sosyal patlamayı besleyen bir diğer kritik unsur, ülkenin içinden geçtiği ağır iklimsel şoklar oldu. Fas son kırk yılın en şiddetli kuraklığıyla karşı karşıya kaldı. Barajlardaki su seviyeleri kritik eşiklerin altına geriledi, tarım ve hayvancılık büyük bir çöküş yaşadı.

Yem fiyatlarının fırlaması ve hayvan varlığının erimesi o kadar ciddi bir boyuta ulaştı ki, Kurban Bayramı döneminde Kral VI. Muhammed halkın üzerindeki ekonomik yükü hafifletmek ve sürü varlığını korumak adına sembolik adımlar attı; dar gelirlilerin kurban kesmemesi gerektiği, kurbanın bizzat Kral tarafından tüm millet adına kesileceği vurgulandı. Kırsaldan kente göçü hızlandıran bu kıtlık ve gıdaya erişim krizi, şehirlerin çeperlerindeki hoşnutsuzluğu tırmandırdı.

Vitrin Harcamaları vs. Toplumsal İhtiyaçlar: Dünya Kupası Çelişkisi

Bütün bu tablonun üzerine oturan son ve en somut çelişki ise spor diplomasisi ve mega projeler oldu.

Fas, Aralık 2025 – Ocak 2026 döneminde Afrika Uluslar Kupası’na (AFCON), ardından 2030 yılında İspanya ve Portekiz ile birlikte FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor (Kaynak).

Bu organizasyonlar kapsamında:

  • Kazablanka yakınlarındaki Benslimane bölgesinde 115.000 kişilik dünyanın en büyük stadyumu unvanını alacak olan Grand Stade Hassan II inşa ediliyor. Tek başına bu stadyumun maliyeti yaklaşık 3.4 milyar dirhem (yaklaşık 350 milyon dolar) (Kaynak).
  • Fas’ın turnuva organizasyonu ve doğrudan spor altyapısı için ayırdığı toplam bütçe ise 5.1 milyar euro (yaklaşık 5.5 milyar dolar) seviyesinde (Kaynak).

Sokaktaki gencin tepkisi tam olarak burada somutlaşıyor: “Hastanede anneler temel komplikasyonlardan ölürken, yatak ve doktor bulunamazken milyarlarca dolar stadyumlara ve şov projelerine nasıl aktarılır?” Halk arasında “Giyinmeye donun yok, stadyuma milyar harcıyorsun” tepkisiyle özetlenen bu durum, tarihte benzer örnekleri olan bir yönetişim çelişkisidir.

Türkiye’de yeni kuşaktaki bir genç eski dönemin koalisyon krizlerini ya da ilaç kuyruklarını bir hafıza olarak taşımaması ve reflekslerinin eski kuşaklara benzememesi nasıl doğalsa; Fas’taki bir gencin de geçmişin kıtlıklarını referans almaması aynı derecede doğaldır.

Halkın ağır vergiler ve lüks harcamalar karşısında gösterdiği tarihsel reaksiyonlar da aynı dinamiğe dayanır: Toplumun temel refah ve yaşam standartları gerilerken devletin prestij anıtlarına yönelmesi, toplumsal meşruiyet krizini kaçınılmaz kılar.

Özetle; Fas’taki isyan sadece bir hastane ihmali değil; neoliberal önceliklerle temel kamu hizmetleri arasına sıkışmış bir kalkınma modelinin ve bunu kabul etmeyen yeni bir kuşağın hesaplaşmasıdır.

Kaynakça;

https://genderdata.worldbank.org/en/economies/morocco

https://healthynewbornnetwork.org/country/morocco
https://ourworldindata.org/profile/health/morocco
https://iris.who.int/server/api/core/bitstreams/ea16a5f8-2fac-48c5-a34c-cbb5de172f00/content

https://data.worldbank.org/indicator/SE.ADT.LITR.ZS?locations=MA

https://nextisafrica.com/morocco-the-2030-odyssey