Savananın Derin Gölgesi.
Eren, küçük pırpırlı uçağın dar penceresinden aşağıya bakarken göğsünün ortasında tanıdık bir sıkışma hissetti. Altlarında uzanan devasa coğrafya; kızıl toprağı, kıvrılarak akan Nehirleri ve sonsuzluğa uzanan sarı otlarıyla Afrika’ydı. Kenerya’nın göz alıcı, el değmemiş vahşi doğasından başlayıp kıtanın daha güneyine, siyasi çalkantıların ve çatışmaların gölgesindeki tehlikeli topraklara uzanan uzun bir belgesel çekim rotasının tam ortasındaydılar.
Afrika, Eren için hep iki ayrı yüzü olan bir efsaneydi. Bir yanda büyüleyici bir yaşam döngüsü; akasya ağaçlarının arkasından batan devasa turuncu güneş, aslanların kükremesiyle yankılanan vadiler ve doğanın o en saf, en el değmemiş hali… Diğer yanda ise sınır kapılarında elde silahla bekleyen milisler, kaçakçılık rotaları, girmeye korkulan tehlikeli şehirler ve her an patlamaya hazır siyasi gerilimler.
Günler sonra rotaları, kıtanın iç kesimlerinde, sınır kontrollerinin ve güvenlik risklerinin en yüksek olduğu tehlikeli bir bölgeye kaydı. Çekim ekibiyle birlikte, rehberleri Amara’nın yönetiminde arazi aracıyla ilerliyorlardı. Yol kenarında duran terk edilmiş araçlar ve silahlı devriyeler, buranın Kenya’nın o huzurlu milli parklarına hiç benzemediğini hatırlatıyordu. Bir anlık dikkatsizlik ya da yanlış bir rotaya girmek, geri dönüşü olmayan bir tehlike demekti.
Hava kararmak üzereyken aracın motoru aniden bir sarsıntıyla durdu. Issızlığın, vahşi doğanın ve siyasi belirsizliğin tam ortasında, yüksek otların arasında kalakalmışlardı. Etraftaki sessizlik ürkütücüydü; hem doğanın kendi yırtıcıları hem de bölgedeki silahlı gruplar için açık bir hedeftiler.
Amara hızlıca kaputu açarken Eren araçtan indi. Sıcak rüzgar yüzüne vuruyordu. Korku, damarlarında soğuk bir nehir gibi aktı. Fakat başını yukarı kaldırdığı an durakladı.
Gökyüzü, hayatında hiç görmediği kadar berraktı. Samanyolu, karanlık tualin üzerine serpilmiş pırlantalar gibi parıldıyordu. Uzaktan bir sırtlanın uluması duyuldu, ardından rüzgarın getirdiği o nefti, yanık toprak kokusu… Afrika, en tehlikeli anında bile insanı büyüleyen o vahşi ve gururlu güzelliğini gizlemiyordu. Bu coğrafya, insanlara hem yaşamın ne kadar kırılgan olduğunu hem de doğanın ihtişamı karşısında ne kadar küçük kaldıklarını aynı anda öğretiyordu.
Amara kısa bir uğraştan sonra motoru yeniden çalıştırmayı başardı. “Çabuk binin!” diye seslendi kısık bir sesle. “Burada geceyi geçiremeyiz.”
Eren son bir kez o sonsuz gökyüzüne ve karanlığa gömülen savanaya baktı. Afrika; tehlikesiyle, güzelliğiyle, acısıyla ve bitmeyen yaşam enerjisiyle insanın ruhuna kazınan bir kıtaydı. Araca bindiğinde, kalbinde bu devasa kıtanın hem korkusunu hem de katıksız hayranlığını taşıyordu. Araç karanlığın içinde ilerlerken, arkalarında bıraktıkları toprak sessizce fısıldamaya devam ediyordu.


