Ana

Pişmanlık Terzisi.

Kasabanın en dar ve rutubetli sokağının sonunda, vitrininde sadece sararmış aynalar duran küçük bir dükkân vardı. Kapının üzerindeki pirinç tabelada “Mösyö Loris – Zaman ve Kumaş Onarımı” yazardı. Kasabalılar Loris’in terzi olduğunu sanırdı; ama o kumaşları değil, insanların hayatında teyel yeri gevşemiş anları dikerdi.

Loris’in tek bir kuralı vardı: Dükkânına sadece bir şeyden tam anlamıyla pişman olanlar girebilirdi.

Bir kasım akşamı, yağmur sokağı gri bir mürekkep gibi kaplamışken dükkânın kapısındaki çan çaldı. İçeriye, üzerinde ince bir palto olan, saçları şakaklarından beyazlamış bir kadın girdi. Kadın elindeki eski, gümüş gövdeli cep saatini tezgâhın üzerine bıraktı.

“Çalışmıyor,” dedi kadın, sesi rüzgâr kadar kısıktı. “20 yıl önce, saat tam dörde beş kala durdu. Ve ben o günden beri zamanın dışında yaşıyorum.”

Loris, büyüteçli gözlüğünü burnunun üzerine indirdi. Saati eline aldı, kurma kolunu hafifçe çevirdi. İçindeki çarklar paslanmamıştı; saatin kalbini durduran şey mekanik bir arıza değil, ağır bir ah’tı.

“Neyi yarım bıraktın, kızım?” diye sordu Loris.

“Bir treni,” dedi kadın. Kadının adı Ela’ydı. “20 yıl önce bu saat dörde beş kala çaldığında, o tren perondan kalkmak üzereydi. Yanımda bir mektup ve bir bilet vardı. Birlikte gideceğimiz insan peronda beni bekliyordu. Ama ben korktum. Güvenli olanı, tanıdık olan acıyı seçtim ve o trene binmedim. O gitti. Ben kaldım. Ama zaman benim için bir daha hiç ilerlemedi.”

Loris tezgâhın altından küçük, metalik bir makas ve gümüş renkte parıldayan ince bir iplik çıkardı. Bu iplik, kasabada kimsenin bilmediği “pişmanlık lifi”ydi.

“Zamanı geri saramam,” dedi Loris sadelikle. “Hiç kimse saramaz. Ama durduğu yeri temizleyebilirim. Saatin çalışmasını istiyorsan, o anın yükünü bana bırakmalısın. Ancak karşılığında, trene binmiş olsaydın yaşayacağın o ihtimaller silsilesini tamamen zihninden sileceksin. Keşkelerin bitecek, ama hayallerin de yok olacak.”

Ela bir süre vitrindeki sararmış aynalara baktı. Kendi yansımasında 20 yıldır taşıdığı o ağır hayaleti gördü.

“Kabul ediyorum,” dedi. “Artık sadece bugünü yaşamak istiyorum.”

Loris makası saatin akrep ve yelkovanının arasına soktu. Görünmeyen bir bağı keser gibi hafif bir çıt sesi duyuldu. Gümüş iplikle saatin içindeki ana çarkı tek bir düğümle bağladı. Ardından kurma kolunu bir kez çevirdi.

Tık. Tık. Tık.

Saat çalışmaya başladı. Ama tren peronundaki o adamın yüzü, o günkü yağmurun kokusu ve Ela’nın kalbini 20 yıldır sıkıştıran o büyük ‘keşke’, bir buhar gibi uçup gitti. Ela artık neden orada olduğunu, saatin neden durduğunu hatırlamıyordu. Sadece hafiflemişti. Saati cebine koydu, Loris’e teşekkür etti ve dükkândan çıktı.

Loris ise tezgâhın üzerindeki küçük cam kavanozu açtı. Kesip aldığı gümüş ipliği –Ela’nın unutulmuş pişmanlığını– kavanozun içine bıraktı. Kavanoz, kasabadaki onlarca insanın geride bıraktığı yarım kalmış hikâyelerle doluydu ve karanlıkta hafifçe parıldıyordu.

Terzi gözlüğünü çıkardı, dükkânın lambasını söndürdü ve kendi kendine fısıldadı:

“İnsanlar zamanı saatlerin ilerlettiğini sanır… Oysa zamanı sadece geride bırakılabilen geçmiş ilerletir.”

26 Aralık 1990 tarihinde İzmir’de doğdu. İlköğrenimini Fatih Koleji’nde, lise eğitimini ise İnönü Lisesi’nde tamamladı. Ardından İzmir Ekonomi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Habercilik alanından 12 Haziran 2015 tarihinde mezun oldu. Çok iyi derecede İngilizce ve başlangıç düzeyinde İspanyolca bilmektedir. Eğitim hayatının ardından uluslararası geçerliliğe sahip TESOL ve Teaching Practice sertifikalarını alarak profesyonel olarak İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı. Kurgu dünyasına ve edebiyata duyduğu derin tutkuyla erken yaşlarda yazmaya başladı. Türkçe ve İngilizce dillerinde roman, hikaye ve şiirler kaleme alan yazar, aynı zamanda İngilizceden Türkçeye edebi çeviriler yapmaktadır. Edebi çalışmalarını halen İzmir’de sürdürmektedir.