Ana

Gökyüzüne Bakmayı Öğreten Adam.

Yağmur, Anadolu’nun bozkırına ince ve sessiz bir tül gibi iniyordu. Yıl 1933, 29 Ekim’in hemen ertesi günüydü. Yozgat’ın küçük bir köyünde, çamur ve kerpiç evlerin arasında tek katlı, ahşap çatılı küçük bir okul binası yükseliyordu.

Dokuz yaşındaki Mehmet, okulun bahçesindeki büyük gürgen ağacının altında durmuş, ayaklarındaki delik çarıkları çamura batırmamaya çalışıyordu. Üşüyen ellerini cebine sokmuş, okulun kapısına asılı duran, dünkü törenden kalma al bayrağa bakıyordu. Dün köy meydanında büyük bir coşku yaşanmıştı; kasabadan gelen bando çalmış, muhtar konuşmuş, köylü ilk defa yüzünde böylesine açık bir gururla yan yana durmuştu.

Ama Mehmet’in aklında sadece tek bir şey vardı: Sınıfın en ön duvarında, siyah ahşap çerçevenin içinde duran o fotoğraf. Mavi gözleriyle ufka bakan, bakışlarında hem derin bir fırtına hem de tarif edilmez bir şefkat taşıyan o adam.

Sınıfın kapısı açıldı. İki yıl önce İstanbul’dan bu bozkır köyüne gönüllü gelen gencecik öğretmen Hasan Bey dışarı çıktı. Mehmet’in soğuktan kızarmış burnunu ve dalgın gözlerini görünce yanına yaklaştı, şefkatle omzuna dokundu.

– “Yine ona bakıyorsun değil mi Mehmet?” dedi Hasan Öğretmen, sesi çiseleyen yağmurun hışırtısını bölerek.

Mehmet başını kaldırdı. Utangaç bir edayla gözlerini kaçırdı önce, sonra kısık bir sesle konuştu:

– “Öğretmenim… Dün törende ‘O bize gökyüzüne bakmayı öğretti’ dediniz. Dedem hep toprağa bakardı, babam çapa yaparken toprağa bakar… O bize nasıl gökyüzüne bakmayı öğretti ki?”

Hasan Öğretmen gülümsedi. Eğildi, Mehmet ile aynı boya geldi. Yağmur damlaları öğretmenin gözlüğünün camlarında birikiyordu ama gözlerindeki sıcaklık hiç eksilmiyordu.

– “Bak Mehmet,” dedi elini omuzuna yerleştirerek. “Baban da deden de yıllarca sadece toprağa baktı, çünkü o toprak onlarındı ama kaderleri onların değildi. Düşman geldiğinde, yokluk bastığında, kuraklık olduğunda hep başlarını öne eğip boyun büktüler. Kimseden bir umut bekleyemezlerdi. Çünkü kimse onlara ‘Siz bu ülkenin efendisisiniz’ dememişti.”

Hasan Öğretmen, okulun duvarındaki o fotoğrafa doğru döndü.

– “Sonra O geldi. Mustafa Kemal geldi. Cephede, karda, kışta, herkes ‘Bitti, buralar artık bizim değil’ derken, milletin gözlerinin içine baktı. Onlara ne dedi biliyor musun? ‘Siz esir olamazsınız. Siz kendi kendinizi yöneteceksiniz.’ İşte O dayandı bu millete. İnsanların başını çamurdan, çaresizlikten kaldırdı; gözlerini yukarıya, yıldızlara, özgürlüğe çevirdi. Mehmet, gökyüzüne bakmak demek; ‘Ben varım, ben özgürüm, kimse benim kaderimi elimden alamaz’ demektir. Cumhuriyet, bu milletin başını öne eğdirmeyen o büyük iradedir.”

Mehmet, öğretmeninin her sözünde kalbinin daha hızlı çarptığını hissetti. Göğsünde, daha önce hiç bilmediği bir sıcaklık yayılıyordu. Üşüyen ellerini cebinden çıkardı, sıktı.

– “Öğretmenim,” dedi gözleri parlayarak. “Ben büyüyünce mühendis olmak istiyorum. Bu köye elektrik getireceğim, yollar yapacağım. Dün radyoda dinlediğimiz o fabrikaların daha büyüğünü kuracağım.”

Hasan Öğretmen’in gözleri doldu. Eliyle Mehmet’in nemli saçlarını okşadı.

– “İşte bu Mehmet… İşte O’nun kurduğu cumhuriyet tam olarak bu. Seni Yozgat’ın bir köyünden alıp o fabrikaların başına geçirecek güce cumhuriyet denir. O, size sadece bir ülke bırakmadı; hayal kurma hakkı bıraktı.”

O sırada rüzgâr hafifçe sertleşti, okulun gönderindeki al bayrak gururla dalgalandı. Mehmet gürgen ağacının altından çıktı, adımlarını sağlamlaştırarak bayrağın tam altına doğru yürüdü. Başını kaldırdı. Gökyüzü griydi, yağmurluydu ama Mehmet o griliğin arkasındaki sonsuz maviliği görebiliyordu artık.

Çarıklarının çamurunu önemsemedi. Başını bir daha hiç indirmemek üzere yukarıya, bayrağa ve onun arkasındaki göğe dikti. O gün, Yozgat’ın küçük bir köyünde, 29 Ekim’in ertesi sabahında, küçük bir çocuk geleceğe ilk defa Atatürk’ün gözleriyle baktı.

26 Aralık 1990 tarihinde İzmir’de doğdu. İlköğrenimini Fatih Koleji’nde, lise eğitimini ise İnönü Lisesi’nde tamamladı. Ardından İzmir Ekonomi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Habercilik alanından 12 Haziran 2015 tarihinde mezun oldu. Çok iyi derecede İngilizce ve başlangıç düzeyinde İspanyolca bilmektedir. Eğitim hayatının ardından uluslararası geçerliliğe sahip TESOL ve Teaching Practice sertifikalarını alarak profesyonel olarak İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı. Kurgu dünyasına ve edebiyata duyduğu derin tutkuyla erken yaşlarda yazmaya başladı. Türkçe ve İngilizce dillerinde roman, hikaye ve şiirler kaleme alan yazar, aynı zamanda İngilizceden Türkçeye edebi çeviriler yapmaktadır. Edebi çalışmalarını halen İzmir’de sürdürmektedir.