Anora (2024)
★★★★½
Sean Baker / Amerikan Rüyası / Kapitalizm / Modern Sindirella Masalı / Sınıf Farklılıkları / Aidiyet üzerine.
Bir yandan çok basit görünürken diğer yandan çok şey anlatan bir film. Bu filmi aslında Maniac dizisine benzettim. Onda da akıp giden ortalama bir dizi izlediğinizi sanırken, ikinci kez baktığınızda zor fark edilecek temalar olduğunu görüyordunuz. Filmi asıl anlamlı kılan da bu temalar; gerçekten uzun zamandır kendini iki kez izlettirmeyi başaran nadir yapımlardan biri oldu. Oscar almasını biraz da politik nedenlere ve Hollywood kültürüne bağlayabiliyorum.
Ancak başarıyı sadece bunlara bağlamak haksızlık olur; Mikey Madison’ın oyunculuğu filmi tek başına taşımış. Yönetmenin işlediği temalar ve bu “striptizci kadın” karakteri (Oscar’a aday olan ve kazanan 10’dan fazla striptizci kadın başrolü var) bir bütünü temsil ediyor. Bu bütünlük sayesinde dört Oscar ve Cannes’da ödül kazandı. Mikey Madison, rolüne takıntılı derecede bağlı bir oyuncu; bunu iyi anlamda söylüyorum. Seks işçiliğinin ne olduğunu günlerce araştırmış, Rusça ve direk dansı öğrenmiş, üstelik sanırım dublör de kullanmamış. Yani yapacağı bütün işleri bir mühendis titizliğiyle çalışmış. Sadece öğrenmekle kalmamış, rolü adeta yemiş yutmuş ki izlerken sizi tamamen inandırıyor. Bu genç yaşında milyarlarca insanın izlediği bir işte oynayarak ne kadar güçlü bir oyuncu olduğunu ve buralara zorlu yollardan geçerek geldiğini kanıtlıyor. Anora’nın dolu dolu ve içten küfür etmesi de bana çok komik geldi. Eğreti duran tek bir küfür bile yok; belki de içindeki o vahşiliği bu şekilde dışarı vuruyor.
Karakter Dinamikleri ve Sınıfsal Eleştiri
Film birçok farklı şekilde okunabilir. Vanya, şımarık bir velet ve yaşadığı evin manzarasında Anora’nın evi var. O manzara çok şeyi çağrıştırıyor: Anora gibi insanlar ve Vanya’nın arkadaşları, onun hayatında ancak o manzaradaki küçük figürler kadar yer kaplıyor. Daha iğrenç bir tabirle, onlar Vanya için sadece işlevsel aletler. Anora, Vanya için tıpkı şarap içmek istediğinde kullandığı bir tirbuşon gibi; bir iki hafta eğleneceği, cinsel ihtiyaçları için kullanacağı ve başka erkeklere hava atacağı bir obje. Arkadaşları da yalnız kalmaması için ona eşlik eden oyuncaklardan ibaret. Parasıyla her şeyi ayarlayabilen, yanındakilerin ses çıkaramadığı, eleştirildiği an karşısındakini hayatından kovan, sadece serotoninle yaşamaya alışmış bir çocuk. O kadar güvenli bir alanda yaşıyor ki annesi babası telefonda onu azarlasa bile hiçbir şey düşünmeden evden kaçıp eğlenmeye devam edebiliyor. Büyümeyi reddediyor; sürekli eğlence arayan bir şımarık.
Şunu düşünüyorum: Anora’nın biraz parası olsa Vanya hayatına girebilir miydi? Diğer taraftan şöyle bir okuma da yapılabilir: Anora, zengin bir hayat yaşamak için gözü kör olup Vanya ile ömür geçirebileceğine inanacak kadar aptal mı? Para için her şeye katlanacak biri mi? Sonuçta striptiz kulübünde kendinden otuz yaş büyük erkekleri tatmin ederek para kazanıyor. İşte burada Vanya’da olmayan “kişilik griliği” işin içine giriyor. Vanya simsiyah, aslında pek de gerçekçi olmayan bir karakter. İzleyici ondan tam da bu kadar kötü olduğu için tiksiniyor. Gerçek hayatta ancak psikopat veya sosyopat insanlar bu kadar kötü olabilir. Filmin zayıf kaldığı yön de bence bu; Vanya’nın annesinin de saf kötü olması. Empati kurabileceğimiz iyi-kötü karışımı gri karakterlerin karşısında, nefret etmemiz gerekenlerin tamamen siyah çizilmesi inandırıcılığı zedeliyor. Arabadaki o Vanya’yı arama sahneleri o kadar uzun tutulmasaydı, bu karakterlere de beyaz tonlar eklenebilir ve daha gri, inandırıcı hale getirilebilirlerdi.
Toplumsal Roller ve Göçmenlik
Striptiz kulübündeki arkadaşı, ilişkileri için “İki hafta veriyorum” demişti. Anora ile belki beş yıldır çalışan biri bunu görebiliyorsa, Anora neden inandı? Anora’nın Rus göçmeni olduğunu biliyoruz. Amerikan kültüründe göçmenlerin (1940’larda İtalyanlarla başlayan, sonra siyahilerle devam eden) suça ve kötü işlere itildiğini anlatan yüzlerce mafya filmi izledik. Filmin bu kadar başarılı olmasının ardında, striptizci olmak zorunda kalan bir göçmeni anlatan bu orijinal hikaye yatıyor. Benzerleri olsa da işlenişi çok özgün. Filmin dışarıya verdiği en büyük politik mesaj da bu: Milyonlarca insan, Amerika’da ve dünyanın birçok yerinde göçmen olarak insanlık dışı işlerde, sigortasız ve kırılan bir bardak gibi çöpe atılma riskiyle çalışıyor.
Ben Anora’yı veya toplum tarafından damgalanmış işlerde çalışan insanları yargılamıyorum. Bu işleri hayatta kalmak için değil de eğlenmek için yapan küçük bir azınlık var, onlarla ilgili bir sorun yok; bu kendi tercihleri. Asıl sorun, yaşamak ve hayatta kalmak için zorla çalıştırılan insanlar. Bu film, salt çıplaklık ve seks barındıran basit bir melodram gibi izlenmemeli. Anora, yaptığı işte 50-60 yaşındaki insanlara o kadar alışmış ve iyi para kazanıyor ki artık durumu pek umursamıyor. Bunu standart bir 9-5 mesaisi gibi görüyor; bir mavi yakalı gibi iş yerine gidiyor, sevmese de işini düzgünce yapıyor ve çıkıyor. Yıllarca sinema, bu insanların artık duygusuz olduğu ve sizi yolmak için her şeyi yapacağı fikrini pompalayarak bu azınlık kesimini toplumdan dışladı. Filmin Oscar almasının bir nedeni de bu kalıpları kırması. Anora’nın hepimiz gibi sıradan bir insan olduğunu gösteriyor. Artık filmlerin kadınları objeleştirip nefret simgesi haline getirmemesi veya bu işleri muhteşem bir şeymiş gibi güzellememesi harika bir detay.
Renklerin Sembolizmi ve Kelebek İmgesi
Biraz da temaları konuşalım. Filmde bariz bir mavi ve kırmızı teması var. Anora, Vanya ve Igor’un giydiği kıyafetlerde veya set eşyalarında sıkça mavi, kırmızı veya bazen cılız bir mavi karşımıza çıkıyor. Kırmızı sahneler, Anora’nın yaşamak istediği hayatı ya da hırsı simgeliyor. Vanya’yla ilk birlikte olduğu yatak kırmızıydı, Anora ise mavi bir elbiseyle o yataktaydı. Tutkunun ve kazanma arzusunun rengi olan kırmızı, filmde Anora’nın karşısına ya arzuladığı hayat ya da başına gelen en kötü şeyler (kırılan vazo veya boynuna taktığı eşarp gibi) olarak çıkıyor. Mavi ise Anora’yı temsil ediyor. Vanya’da çok soluk bir mavi varken, Igor masmavi. Igor ve Anora birbirinin aynı; istemedikleri şeyleri yapan, hayatta zorlanan insanlar. Igor, filmi izleyen empati sahibi erkekleri temsil ediyor bence; parayla pek işi yok, yüz binlerce dolarlık bir mücevheri Anora’ya sakız verir gibi veriyor. Şekerciyi bastıkları sahnede o kırmızı şeker kutusunu çıt diye kırması da manidar. Igor hep arka planda, Anora’nın etrafında dolanıyor ve ilk baştaki tutumunda bile aslında ona zarar gelmesini engellemeye, onu korumaya çalışıyor. Anora’nın bağlandığında delirmesi, sakinleşememesi ve tecavüze uğrayacağını düşünerek çıldırması; aslında geçmişinde yaşadığı bir istismarı klişeleştirmeden, üstü kapalı bir şekilde seyirciye aktarıyor.
Son olarak kelebek imgesine değinmek gerek. Filmin her yerinde; Anora’nın kıyafetinde, odasında, tırnaklarında kelebek görselleri var. Bu, bir tırtılın kelebeğe dönüşmesini ve özgürlüğüne kavuşmasını simgeliyor. Vanya gibi gücü elinde tutan karakterler hayat merdivenlerini hızlıca tırmanırken, Anora’nın bu merdivenleri çıkması çok yavaş ve acılı oluyor. Vanya’nın evden kaçtığı sahnede Anora’nın merdiveni çıkamayıp ortada kalması da bu zorluğu tarif ediyor. Gerçek hayatta da tırtılların sadece %2-3‘ünün kelebeğe dönüşebilmesi gibi, Anora’nın hayatta kalma ve kabuğundan çıkma mücadelesi de bir o kadar meşakkatli.


