Sınıf Kapılarındaki Kilitler ve İçimizdeki Sessizlik
Okul denildiğinde zihnimizde canlanan ilk imge; tebeşir kokusu, koridorlarda yankılanan neşeli ayak sesleri ve zil çaldığında bahçeye taşan o katıksız yaşama sevincidir. Okullar, bir toplumun geleceğini emanet ettiği en güvenli sığınaklar olmak üzere inşa edilir. Ancak son yıllarda dünyada sıklıkla karşılaştığımız okul saldırıları, bu kutsal sığınağın duvarlarında tamir edilmesi güç çatlaklar açıyor.
Bu trajedileri yalnızca münferit güvenlik zafiyetleri ya da bireysel cinnet anları olarak okumak, sorunun özünü ıskalamak demektir. Okul saldırıları; toplumsal yabancılaşmanın, günden güne derinleşen akran zorbalığının, ruhsal yalnızlaşmanın ve kontrolsüz şiddet kültürünün en yıkıcı dışavurumudur. Güvenlik kameralarını artırmak, kapılara detektörler koymak veya sınıfların kilitlerini güçlendirmek fiziksel bir koruma sağlayabilir; fakat bir genci kendi yuvasına, arkadaşlarına ve öğretmenlerine doğrultulmuş bir silaha dönüştüren içsel karanlığı aydınlatmaya yetmez.
Gerçek güvenlik, çocukların ve gençlerin sesini şiddet patlamalarından önce duyabilmekte yatar. Bir koridorda görmezden gelinen yalnız bir öğrenci, fısıltılarla yürütülen bir zorbalık ya da evde biriken görünmez bir travma, müdahale edilmediğinde tüm toplumu yakan bir yangına dönüşebilir. Okulları yeniden güvenli kılmak; sadece kilitleri sağlamlaştırmaktan değil, empatiyi, iletişimi ve ruh sağlığı desteklerini eğitim sisteminin merkezine koymaktan geçer. Aksi halde, koridorlardaki sessizlik bir huzur göstergesi değil, yaklaşan bir fırtınanın habercisi olmaya devam edecektir.


