KIRILMA
Halatlar gerildi, bıçaklar çekildi, şimdi ölüm vakti. Kendini yakında maviliğinden eser kalmayacak olan derin suların sessiz çığlıklarına bırakma vaktin geldi.
Saat gece yarısına on var, susadım ve sessiz adımlarla mutfağa ilerliyorum. Yaşım daha otuzun yarısından bile az, hatta yirminin yarısından da az. Kimseyi uyandırmamak için elimden geldiğince sessiz yürüsem bile aslında uyandırabileceğim birinin olmadığının bilincini kavrayamamış olmamdan da daha az yaşım. Siyah bir şeye takılıyorum ve düşüyorum. Başta bakıyorum bu siyah şeye ama bu benim dün gece ortalıkta bıraktığım giysim değil, kedimin her gece tam ben yatarken oynamaya başladığı o mavi topta değil, o zaman bu şey ne diye düşünürken yaklaştım ona. Gözlerim hafif kısık bir şekilde bakınca anladım onun annem olduğunu. Bu saatte neden yatağında değildi ki? Acaba çok yorgundu ve burada mı uyumak istemişti. Bir iki kere dokunayım bari de uyansın. Hayır, uyanmadı. Sanırım bu her gün gittiği ve ağlayarak döndüğü o doktorun verdiği bir tavsiye. Ama garip bir şey var ve o da ışığı açınca gördüğüm kırmızı rengi. Daha önce hiç böyle bir kırmızı görmemiştim ben. Bu kırmızı daha derin bir kırmızı, bilmiyorum ama hissediyorum işte. Annem neden gece gece elbise giymek istesin ki? Bende onun yanına uzanayım bari, nasıl olsa annemin bir bildiği vardır.
Saat kaç bilmiyorum, zaten bunun ne önemi var ki? Benim için gece çok yavaş geçti ve sanırım bundan sonra da yavaş geçmeye devam edecek. Kapının adeta bir horlamayı andıracak güçteki sesine uyandım. Kapıyı açmam gerekir mi bilmiyorum çünkü bu işi kırmızı rengini çok seven annem yapardı hep. Evet, eminim o kırmızıyı çok seviyor yoksa neden tüm gece onu giysin ki? Bu arada söylemem gerek bu ton ona hiç yakışmamış, daha bir soluk göstermiş onu. Neyse ben kapıyı açtım. Karşımda endişeli bir yüzle bana bakan amcam duruyor. Gözleri önce bana daha sonrasında ise yerde öylesine uzanan anneme kaydı ve annemi görmesiyle eve ayakkabıları ile girmesi bir oldu.
Hava yine kararıyor ve ben hastanedeyim. Dediğim gibi saati bilmiyorum, tek anlayabildiğim şey uzun ve kısa iki çubuğun üst üste binmiş olması. Bu sefer sadece amcam yok, tüm akrabalarım var ama babam hariç. Amcama anneme ne olduğunu sorduğumda bana “Onu gökyüzüne üfledik.” Dedi. Ama neden bunu ağlayarak söyledi hiçbir fikrim yok. Ne güzel işte annem artık uçuyor. O gece eve gitmek yerine teyzemlere gittim. Aslında onu çok sevmiyorum çünkü hiç oyun oynamak istemiyor, her sorduğumda “Yedi yaşında falan mısın?” Diye cevap veriyor bana. Hayır sevgili teyzeciğim, birazcık daha büyüğüm.
Artık anneme çok kırgınım, hem uçmaya gitti hemde beni yanında götürmeyi reddetti. Bir anne neden biricik kızını uçurmak istemez ki? Sanırım ben onu özlemeye başladım. Evet, onu gerçekten çok özlüyorum.
Annemin öldüğünü bugün öğrendim. Hemde saat tam olarak üçte. Teyzem ilk defa bana oyun oynamayı teklif etti. Sanırım insanlar bana acıyor ama ben bunu istemiyorum. Ben annemi kaybettim ancak bu beni acınası, zavallı bir çocuk haline getirmemeli. Annem hep derdi bana kendini ezdirme diye. İnsanlar sanırım çabuk atlattığımı ya da ölümün ne anlama geldiğini tam olarak bilmediğimi düşünüyor. Hayır, biliyorum; hatta siz yetişkinlerin bildiği tarzda değil, biz çocukların anladığı türden biliyorum. Evet anneme çok kırgınım çünkü beni bırakıp gitti, evet anneme çok kırgınım çünkü son kez sarılmama izin vermedi ve evet anneme çok ama çok kırgınım çünkü ona son kez onu ne kadar çok sevdiğimi söyleyemedim. Ama ben onu her zaman affedebilirim.
Ben dokuz yaşında, kırılmış ama güçlü bir kızım.
Maya Ela CELEBCİ


