BEDEL
Emel, çalışma odasında işleriyle meşgulken evinde hizmetçi olan kadın, odanın kapısını tıklattı. Emel, çalışırken rahatsız edilmekten hiç hoşlanmazdı. Bu sebeple yüzü ekşidi. Kafasını masadan kaldırmadan umursamaz bir tavırla, “Gir!” Diye bağırdı. Emine, mahçup bir şekilde içeri girdi. Başı eğik bir biçimde, “Hanımefendi, şirketten Hilmi Bey geldi. Sizi o sebeple rahatsız ettim.” Dedi. Emel, kafasını kaldırdı. Bir süre Hilmi’nin neden gelmiş olabileceğini düşündü. Aklına bir şey gelmeyince Emine’ye doğru bakıp, “Tamam. Sen şimdi çıkabilirsin. Ben birazdan gelirim.” Diye yanıt verdi. Emine, hızla odadan çıktı. Emel, masasındaki eşyalarını topladı. Kendine biraz çekidüzen verdikten sonra odasından çıktı. Hilmi, Emel’i görünce ayağa kalktı. Birlikte tokalaştılar. Ardından karşılıklı oturdular. Emel, “Hoş geldin Hilmi. Bir şey içer misin?” Diye sordu. Hilmi, uzaklara dalar gibi olduktan sonra, “Hoş buldum. Teşekkür ederim, bir şey içmeyeyim.” Diye yanıt verdi. Emel, bacak bacak üstüne attı. Bakışlarıyla Hilmi’yi eziyordu. Tavırları, “patron benim.” Diye haykırıyordu. Hilmi, bu tavrın altında eziliyordu ama aksini iddia etmediğini de bakışlarıyla belli ediyordu. Emel, sahte bir gülümsemeyle, “Bu ziyaretinizi neye borçluyuz?” Diye sordu. Hilmi, Emel’i çok iyi tanıyordu. Bu yüzden bu sorudan kısa kesmesi gerektiğini anlamıştı. Yavaşça arkasına yaslandı. “Efendim, sizin yoğun bir insan olduğunuzu biliyorum. İnanın önemli olmasa buraya kadar gelmezdim. Biliyorsunuz. Sokak hayvanlarını beslemek için insanlardan para topluyoruz. Paranın yarısını cebe indirip yarısıyla da sokak köpeklerini besliyoruz. Beslediğimiz köpeklerden biri geçen gün bir çocuğu ısırmış. Isırdı demek hafif kalır. Çocuğu bildiğiniz yemiş. İnsanlar çok kızgın. Bu kaçıncı ölüm diye her yerde bağırıyorlar. Köpekler için para toplamaya devam edersek sizin de başınız belaya girebilir. Yine de bu işe devam edelim mi?” Diye sordu. Emel, tüm bunları umursamazca dinlemişti. Ölen çocuklar, yaşlılar hatta hayvanlar bile umrunda değildi. Onun tek istediği bu hayvanlar üzerinden para kazanmaktı. “Anlatacakların bitti mi?” Diye sordu. Hilmi, “Evet efendim.” Diye yanıt verdi. Emel, ayağa kalktı. Camdan, bahçede oynayan oğluna bakarak, “Merak etme. Kimse bize bir şey yapamaz. Sen işine devam et.” Dedi ve ekledi. “Şimdi işinin başına dön.” Hilmi, bir şey demeden evden çıktı. Emel, telefonundan haberlere baktı. Tüm siteler köpeklerin sayısının neredeyse insan sayısına ulaştığını yazıyordu. Artık sokaklar bomboştu. İnsanlar köpeklerin korkusundan dışarı çıkamıyordu. Köpekler, çete halinde geziyordu. Her çete bir sokağı kendi bölgesi olarak bellemişti. O sokaktan geçen her insana saldırıyorlardı.
Emel, telefonunu bir kenara koydu. “Yıl olmuş iki bin altmış bu insanlar hâlâ köpekten korkuyor.” Diye düşünerek insanlarla alay etti. Ardından biraz oğluyla ilgilenip çalışmasına devam etti.
Emel, işleriyle meşgulken birden dışarıdan bağırma sesi işitti. Bir erkek sesiydi. Şöyle bağırıyordu, “Çocuklarımızın kanı senin ellerinde.” Emel, sinirle odadan çıktı. Sesin kendi evinin önünden geldiğini anlayınca hemen dışarı çıktı. Bir grup insan, genç kadının evinin önünde eylem yapıyordu. Emel, onlara tiksinerek baktı. “Tanrım ne ilkelce! Ellerinde pankartlarla eylem yapıyorlar.” Diye düşündü. Eylemciler, Emel’i görünce daha fazla şey söylemeye başladılar. “Önce insan sonra hayvan.” Diye bağırdı biri. Öteki, “Sokakları geri istiyoruz.” Diyordu. Emel’in tüyleri diken diken olmuştu. Ne hakla onu böyle rahatsız edebilirlerdi? “Derhal evimin önünü terk edin! Yoksa polis çağıracağım.” Diye bağırdı. En öndeki adam, “senden de polislerden de korkmuyoruz.” Diye cevap verdi. Emel, kahkahayla güldü. “Benden ve polisten korkmuyorsunuz ama köpeklerden korkuyorsunuz öyle mi?” Dedi ve tekrar gülmeye başladı. Eylemciler, eylemlerine devam ettiler. Emel de polise haber verdi. Ardından keyifle polislerin gelmesini beklemeye başladı.
Polisler geldikten sonra bir kargaşa yaşandı. Eylemciler polislere direndiler ama sonunda hepsi yakalandılar. Onlar gittikten sonra Emel de rahatça evine girdi. Hemen oğlunun odasına gitti ama oğlu yatağında yoktu. Evin her yerini aradı ama oğlunu bulamadı. Emel, çıldıracak gibiydi. Bu kargaşa içinde oğlu kayıp mı olmuştu? Önce evin yakınlarını aradılar ama bir şey bulamadılar. Çaresizce polise haber verdiler. Polis her yerde genç kadının oğlunu aramaya başladı. Emel, sessizce bir köşeye oturdu. Oğlunu düşündü. Onun kayıp olmasına çok üzülüyordu. Genç kadın, oğlu yokken ölümle yaşam arasındaydı. Ellerini, ayaklarını hissetmiyordu. Sanki tüm vücudu yok olmuş gibiydi. Aklı da yerinde değil gibiydi. Tam üç gün boyunca bir haber gelmedi. Emel, o süre boyunca evin içinde hayalet gibi dolaştı. Sonunda bir haber geldi ama gelen kötü haberdi. Polis memuru, bir çocuğun bulunduğunu ama köpek saldırmasından dolayı yüzünün tanınmayacak hâle geldiğini söyledi. Bu haber, Emel’i delirtecek gibi olmuştu. Sanki kalbinde büyük bir yara olmuşmuştu. Merakla hastaneye gitti. O çocuğun oğlu olmadığını hayal etti. Hastaneye varınca morga girdi. Korkuyla çocuğa baktı. Doğum lekesinden kendi çocuğu olduğunu anladı. O an ayakları yere basmadı ve yere düştü. “Koruyamadım oğlumu.” Diye haykırmaya başladı. Emel’in bencilliği, kendi oğlunun ölümüne neden olmuştu.
Sena Nur USLU


