YAŞIYORUZ İŞTE
“Her yer okyanus derinliği/Dizelerime kadar boğulmaktayım” demiştim bir şiirimde.
Öyle işte …
Bir tarifi, tanımı, ölçüsü olmuyor bazı duyguların, acıların…İçinde yaşam kırıkları her an ruhun soluğunu kesiyor. İnsan bunca yükü nasıl kaldırabiliyor diyor bazen.
“Ölümü insan nasıl kabul eder Tanrım/ağaçlar yaşarken /bulutlar yaşarken /çocuklar yaşarken…”
Sesler çığlık çığlığa haykırıyor gökyüzünün çizgisiz boşluğunda. Bir yalnızlık düşünde içinde kabartmalı bir gökyüzü; siyah ve mağrur bakışlı bulut… Kuşların hülyalarında kırık kanatlı bir umut filiz veriyor. Pervasız bir yağışla çamur oluyor sevinçler, dudak uçlarında hecesiz kelimeleri dem dem buğu kaplıyor. Ormanlar kararıyor, yeşil damarlarından sızıyor gölgesiz hiçlik rengi. İçinde yankısız hıçkırıklarla akıyor ruhun yorgun damlaları. Usul usul birikiyor şiir kokusu göz bebeklerimde. Sayfalardan çiçek kırıntıları dökülüyor hatıraların avuç içine. Sesim, kıvrılmış yatan öksüz bir çocuk; sokak aralarında. Soluksuz bir imgeye dönüşüveriyor acılar gecenin sükûtunda. Ruh mısralarında işleniyor ilmek ilmek. Göz çukurlarının bataklığına gömülüyorsun sonra. İşte böyle gam yükünün kervana dayandığında kapına, soluk soluğa şiir akıyor damarlarında insanın. Tarifsiz acıların boşluğunda binlerce imge dalgalanıyor ruhumda. Kimsecikler sezemiyor sezdiğini, kimseler duymuyor duyduğunu; görmüyorlar, bakmıyorlar, anlamıyorlar, hissetmiyorlar… Kendi derinliğinde birikiyor yalnızca hüzün taneleri. Bir başına düşüyor insan; bir başına, bu hissizler ormanına …
Biçare dolanıyorsun sonu gelmeyen şiir ağrısı sayfaların dikenli karanlığında.
“Öyle işte “diyerek susmayı tercih ediyor insan sükût diyarının kollarında. Yaşanıyor işte acısıyla tatlısıyla. Akıp gidiyor akarsular
Kaybetsen de yapraklarını en çağlayan noktasında.
Susarak şiirini, yaşıyorsun işte …
Kuşlar için, ağaçlar için, bulutlar için, sevdiklerin için, çocuklar için…
Kuşlar misali çırpınıyoruz işte.
Her şeye rağmen yine alabiliyorsak şu nefesleri bizim yaşama borcumuz var. İnanması zor gelen gerçeklerin yükü ile yürüyoruz, zamanın boğuntusunda; yaşıyoruz işte.
Her ne kadar kırsa da budasa da dallarımızı hayat, baharın bizden bir beklentisi var. Adnan Yücel’in dediği gibi: “Bin kez budadılar körpe dallarımızı/Bin kez kırdılar/Yine çiçekteyiz yine meyvedeyiz.”
Teması ne olursa olsun şiirin şifa mahiyetinde tezahür ettiğine çok inanırım ruhlarda. O yüzden şiirle kalın…
Sözlerimi Ahmet Arif’in o müthiş şiiri ile bitirmek isterim.
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Durdane ZOP

